29 Aralık 2008 Pazartesi

Arda ile rutin günler...

ARDA VE CANIM ANNEM :)
Ardayla bir gün diğerini kovalıyor. Sanki bu sahneyi daha önce yaşadım diyorum. evet birgün önce de aynı şeyler yaşanıyor. gün - tarih - saat kavramını yitirdim. akşam nasıl oluyor anlamıyorum. Çoğu zaman yemek bile yapamadan akşam oluyor. evin içi almış başını gidiyor. şimdi birde oyun faslımız var. bu sebeple oyuncaklar, oyun minderi vs. de ortalıkta. şimdi bir melek gibi uyuyor. ama az sonra yaygarayı basacak. çok uykusuz olduğum halde yatmadım. ilk kez kahvaltımı erkenden yapmış oldum. tabi 10 dakika içinde. eğer 10 dakika daha uyursa şanslı hissedeceğim kendimi.
Anne olmak bambaşka güzel. Ama hergünü yeni bir şey ögrenerek geçiyor. insan yüzü görmüyorum. ne tv ne pc. haberlerden bihaber bütün dünya Arda.
kızardım evde bebek bakıp dünyadan kopan kadınlara. kendini bırakıp göbek baglayan, pijama terlik durumunda akşam eden kadınlara. neymiş? büyük konuşmamak gerekiyormuş.
akşama kadar pijama terlik modundayım. çok şükür kilo almadım ama bu almayacağım anlamına gelmiyor. Arda müsaade edip yemek yiyemedigimden sanırım kilo almayışımda.
Geçen akşam saati Arda yarım saat uyuyunca yemeği ocağa atıp eski elbiselerimden birini denedim. aaaa süper oldu. hala eski elbiselerime girebiliyor olmam mutlu etti beni. bi de saç tarayalım, bi de makyaj yapalım dedim koştur koştur masayı da kurdum. O sıra arda uyandı, eşim geldi. adamcağız şaşırdı tabi. baktı baktı bugün bizim evlilik yıldönümümüz falan degil di mi?
nişan yıldönümümü, tanışma yıldönümü mü? dogumgününe daha var. Allah Allah dedi :) çok güldüm aglanacak halimize.
kendini unutturuyormuş çocuk insanlara. uzun zamandır sohbet edemedigimizi, masaya aynı anda oturup kalkamadığımızı farkettim. ya ben ardaya bakıyorum o yemek yiyor ya o bakıyor ben yiyorum. Allah evlatlarımıza saglık versin ama bir an önce uyku düzenimiz otursa da eski günlere geri dönsek...

Okuyan okumayan herkese mutlu ve güzel bir yıl diliyorum saglıkla... inşallah...

16 Aralık 2008 Salı

Zaman... sadece birazcık zaman...


Zamana ihtiyacımız var, Arda'nın bizim oğlumuz olduğunu anlaması, benim anne olduğumu idrak edebilmem için zamana ihtiyacımız var. Bu öğretinin doğuştan bir yetenek olduğunu düşünsemde biz buna alışmak diyelim en iyisi...

nasıl doğar dogmaz emmeyi biliyorduysa oğlum, ben onu nasıl bir çiçek kadar narin koklamayı biliyorsam sanırım öyle birsey anne olmak...

bir filmde izlemiştim çocuk en iyi boynundan koklanırmış. yıllar geçse büyüsede anasının burnundaki kokusu hiç değişmezmiş. Bende Ardamı kokluyorum kokluyorum her gün şükrediyorum. her an büyüdüğünü birşeyler öğrendiğini gördükçe mutlu oluyorum. Geç kalmış bir mutluluk olarak adlediyorum bu mutluluğu. Bilseydim çok daha önce anne olmak isterdim.

Bir taraftan onun büyüdüğünü görerek mutlu oluyorum, öteki taraftan çok çabuk büyüyor doyasıya bebekliğini tadamıyorum diyorum.

Geçenlerde yine gaz sancısı ile boguşurken eşim dediki bir sabah uyansan ve arda büyümüş olsa ister misin? gaz sancısı diş çıkarma problemi agrısı sızısı kalmasa?

Düşündüm aslında kulaga hoş geliyor ilk başta. ama hayır dedim. anne olmak çekilen sıkıntılarla olgunlaşan bir meyve. Tadı o şekilde alınıyor. O şekilde kutsallaşıyor. Her acısına her sıkıntısına katlanmaya razıyım. Rabbim ona saglık versin, bizlerden ayırmasın..


Daha önce söylemiştim di mi? ama yine söyleyeyim :))

Ben ona resmen aşığım :))

5 Aralık 2008 Cuma

Gaz sorunsalı...

İnsanın elinin kolunun baglı olduğu an bu anmış. çıglık kıyamet aglıyor ama ben hiçbirsey yapamıyorum. içimdeki bütün kan çekiliyor sanki. bayılmak üzereyim. hiç kimse için bu acıyı yaşamazmış insan. evlat ne tatlıymış. kendi canından öte varlıkmış. aşkmış, tutkuymuş, özlemmiş, vuslatmış, acıymış, mutlulukmuş, hayatmış...
hiçbirsey yemiyorum. dokunur, aman gaz yapmasın diye yemiyor içmiyorum. izale yaşıyorum
gaz yapmayacak ne var makarna pilav onlarla haşır neşirim bu sıralar. kilo almam an meselesi.
onu öyle acı çekerken görmek, içini çeke çeke aglarken dinlemek dünyanın en büyük işkencesi.

nasıl bir agrıdır nasıl bir gazdır bu. dogalgaz bu kadar pahalıyken benim oglumda çıkarmaya korkuyor sanırım :)

fikri olan ya da bir çözüm bulan varsa yazsın Allah aşkına. ne duysam deniyorum. eşimle kavga ediyoruz. çocuga bisey olacak diyor. o acı çekerken benim elim kolum baglı oturmam mümkün mü. acı elma yagıyla masaj önerdi bir arkadaşım onu aldı baba bugün onu deneyeceğim.
çörek otu çayı, rezene, şekerli su, ısırgan çayı vs. vs. herşeyi deniyorum içiyorum kendim. ona gaz olmasın diye. ama sonuç hüsran...
bugünler geçer mi? geçer desin biri lütfen. bunu duymaya çok ihtiyacım var...

2 Aralık 2008 Salı

Arda'lı günler...


Arda ile zaman hızla akıp gidiyor.
Benimle birlikte dogum yapanlar yazmış döktürmüş. ben söz verdim ama hala yazamadım. Nagiscimin yorumuyla yazayım dedim. umarım Arda izin verir de bitirebilirim dogum hikayemi.

Gebeligim hiç normal süreçte geçmedi. hep bir sorun hep bir korku ve stres yaşadım.
6. aydan itibaren gebelik şekerimin olduğunu ögrendim. Bunu ögrenmeden öncede tatlıyla aram hiç olmadı gebelik boyunca bu benim şansım oldu. ama yine de şekerim bir türlü kontrol altına alınamadı. diyetisyen, dahiliye doktor doktor gezindim ama şekerim düşmedi bir türlü. bir de bebeğin 1 gün boyunca neredeyse kıpırdamadağı da yüreğimizi agzımıza getirdi.

Doktorum dogum tarihimizi 06 Ekim olarak belirlemişti. İstanbul'un kurtuluşunda dogacaktı oglum. benim de onun da kurtuluşu olacaktı. ne güzel diyordum.
Bayram da geliyordu. Annem memleketten gelmişti. herşey iyi gidiyordu. bir akşam tansiyonum feci yükseldi. ki ben hep düşük tansiyonlu bir insanımdır. gebelikte de yükselmemişti çok fazla. ardından şekerimi ölçtüm. gözlerime inanamıyordum felaket yüksekti. hemen doktorumu aradım insülin kullanmama ragmen böyleydi.
Doktorum ertesi güne çagırdı beni gittim nst'ye bağlandım. herşey yolunda görünmesine ragmen biraz stres çıktı. şekerim hala yüksekti. insülin dozunu artırdık. ama yine düşmüyordu.
açlık şekerim bile yüksek çıkıyordu. yapacak birşey yok dedi doktorum hazırlan bebeğini Cuma günü alacağım. tarih 3 Ekim :( sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. evimin temizlenmesi lazım. cumartesi günü kadın gelecekti temizlemeye. eee ben dogurursam evde olamam ki
birini arayıp bulduk bayramın 3. günü evde temizlik vardı :( ee bir de cuma günü tamamlarım dedigim eksiklerim vardı. onları almamız lazımdı çarşıya çıkıp onları hallettik annem ve eşimle çıkıp.
bütün gün hiç oturmadım, dinlenmedim. herşey hazırdı. sabaha kadar uyumadım haliyle. sabah kayınvaldemleri de alıp hastaneye gittik. ablamlar hastanede bekliyorlardı. odamıza çıktık. hemşireler gelip bilgileri güncellediler. kayıt altına aldılar. şekerim ölçüldü. 12 de doguma girecektim. ameliyat önlügünü erkenden giydirdiler. ama ben inanılmaz rahattım. hiç stres korku yoktu. elim karnımdaydı sürekli oglumun hareketlerini takip ediyordum. saat 12:30 da Sedye geldi bonemi giydim. saçlarım öyle uzamışki boneye sıgdıramadık. herkes yanımda sedye koridorda ilerliyor annemi göremiyorum gözlerim doluyor. annem nerede diyorum geliyor öpüyor beni. oglum size emanet diyorum. bana bisey olursa ona iyi bakın. herkes aglıyor. ben tutamıyorum kendimi. diğerlerini asansöre almıyorlar eşimle ben varız kameraya çekiyor eşim elimi tut diyorum ogluma yoklugumu hissettirme diyorum. yine başlıyorum aglamaya. içeri alıyorlar eşimle ellerimiz ayrılıyor filmlerdeki gibi bir sahne...
ameliyat masasına uzanıyorum. ilk kez degil bu çok aşinayım bu duruma. ama elim karnımda sürekli diyorlarki ellerini baglayacağız. o zaman kötü oluyorum sanki bebeğim benden koparılacak kavuşmaktan ziyade bir ayrılık olacak gibi geliyor. gözlerimden yaşlar süzülüyor. doktorumu görüyorum gülümsüyor bebeğimin adını söylüyorum. kameraya çekmeyi unutmayın diyorum (ama unutmuşlar. :( bir de sonra yanlışlıkla silindi diğer kayıtlarda :() bebeğim 12:45 itibariyle dünyaya gözlerini açmış. ben çıktığımda saat 13:30 du. hayal mayal hatırlıyorum bebeğimi getirip yanıma gösterdiler.
Bütün ezberlerimi, hayata dair bildiğim herşeyi unuttum. ogluma aşık oldum. mis gibi kokuyordu. dudakları yüzüme degiyor sanki beni kokluyor öpüyordu.
sıcacıktı yüregim sıcacıktı oglum herkes bizi seyrediyordu ama umrumda degildi. neler söyledim ne yaptım hiç hatırlamıyorum. bebeğimdi önemli olan. aşkımızın meyvesiydi o. birbirini seven insanların bebekleri bu kadar güzel oluyormuş demek ki. aynı eşime benziyordu. elleri bembeyazdı. tırnakları mosmor.
yüzü kıpkırmızıydı. sürekli aglıyordu. ilk emdiginde çok feci canım yanıyordu. ama sanki hep yaptığı birseydi. ögretmeye gerek yoktu. emiyordu kendiliginden. ama süt gelmiyordu.
emdi emdi doymadı mama yedirdiler . bir anda hemşire gelip eşimi çağırdı. herkes kayboldu odadan bebeğime birsey oldu dedim yok dediler. ama içim sızlıyordu. annelik nasıl birseymiş hissediyordum. ogluma ne oldu diye sordum yalvardım yok dediler. sonradan ögrendim ki oksijene baglamışlar solunumu hızlanmış. eger normale dönmeseydi kuvöze alacaklarmış.

gece kustu. midesinden kan geldi.doktoru nasıl çağırdım hastaneyi nasıl ayaga kaldırdım ben bile inanamıyorum. o dikişlerle nasıl yataktan dogrdulup koridorda koşup bagırdım gerçekten inanılmazdı.
kimseye sesini bile yükseltmeyen ben bagırıyordum avaz avaz. ya ogluma bisey olursa diye
verilen mamanın yaramadığına kanaat edip midesini yıkadılar. küçücük bir bedene nasıl bir eziyetti bu. ondan sonra da mama vermelerine izin vermedim. saatlerce emmesine izin verdim.

evimize geldigimizde sütüm düğümlenmişti. yaşadığım ızdırabın tarifi yoktu. bütün acıların üstündeydi bu acı hiçbirseye benzemiyordu. günlerce agladım. pompa kiralayıp sütümü sagdık. 10 gün sonra ancak düzeldi.

Bebeğim inanılmaz gazlı bir bebek. çok aglıyor çok uykusuz kalıyorum. ama hiç gocunmuyorum. ona baktıkça içim titriyor bir yaprak misali. o benim dünyadaki en büyük mirasım. ikinci aşkım. ilk gözagrım.

canım oglum belki birgün bu satırları okuyacaksın. dünyadaki en büyük şansım, yürek parçam. can kuzum, seni dünyadaki hiçbir varlığın sevilmeyeceği kadar çok seviyorum. iyi ki dogmuşsun iyi ki yavrum olmussun, iyi ki annen olmuşum. güzel günler görelim inşallah hep birlikte... baban, sen ve ben... birliğimiz, dirliğimiz, mutlulugumuz hiç bozulmasın inşallah.
seni çok ama çok seviyorum...

20 Ekim 2008 Pazartesi

Hahaaa çatlayın dostlar benim de artık bir ogluşum var :)))


Aşka inanır mısınız? ben hep inandım. çünkü eşime aşıktım. Ama insan dogurduğu zaman ki aşk bambaşkaymış.

Oğlum, kuzum... Ben ona resmen aşığım.
Nagisçim ilk fırsatta dogum hikayemi yazacağım. şimdilik bu şekilde idare edelim. birazdan süt saati geliyor oglumun. bilgisayar bozulsam mı bozulmasam mı yapıyor kaç gündür. tam oturuyorum net baglantısı gidiyor - geliyor. Her işte bir hayır vardır ne diyelim. :)
Gazel ablam inşallah kardeşinin tedavisi iyiye gidiyordur. güzel haberlerini bekliyorum inşallah.
fırsat buldukça bir ugrarsan memnun oluruz.
kara kafa ve sarı kafayı öperim çok.
Limoncum dogurdum yaaa :) hem de bugün 18 günlük olduk teyzesi... senin de gözün aydın. kokluyorum bebişini.

24 Eylül 2008 Çarşamba

Şafak sayıyoruz :)

Ben geldim.
Güzel haberler getirmek isterdim. Aslında evdeyim fakat yazacak kadar vakit bulamıyorum. çünkü her an bir sorun çıkıyor her an bir telaş... Allah hayırlısıyla kucağımıza almayı nasip etsin bebeğimizi. Şekerim tavan yapıyor 1 haftadır. Doktorumun ısrarıyla diyetisyene başlamıştım. Buna rağmen şekerimiz düşmedi daha da yükseldi. Bu sefer yine doktorumun ısrarıyla dahiliyeye gittim. maalesef artık insülin iğnesi kullanmak zorundaymışız. Bebeğimizin sağlığı için zorunluymuş bu. Allah'tan az kaldı da çok uzun süre kullanmayacağız inşallah...

büyük habere gelince ... büyük haber bebeğimiz 06 Ekim 2008 tarihinde saat 11:30 itibariyle aramıza katılacak. Eğer o güne kadar herhangi bir acelesi olmazsa önce gelmeye kalkmazsa doktorum 38 + 1 olsun en azından dedi. 3 ya da 4 Ekim oluyor. Ben de durabilirse 6 Ekim olsun dedim :) İstanbul kurtulmuş ben de o gün kurtulayım inşallah dedim :) bir de bebeğim ne kadar kalırsa o kadar iyi olacak kanımca... Bebeğimiz 20 Eylül itibariyle 3.036 gr. idi. Boyu konusunda bir fikrim yok. her seferinde sormayı unutuyorum. Herşey normal görünüyormuş çok şükür. ama şeker bizi zorluyor.

15 gün kadar önce hareket etmiyor diye çığlık kıyamet hastaneye koşturduk. NST ye girer girmez bizim küçük adam başladı şov yapmaya :) hemşire dedi ki oynamayan bu bebekse Allah size kolaylık versin çok yaramaz olacak sizin oğluş :)

Hayatımız hep onun etrafında dönüyor ona göre şekilleniyor. Cumartesi günü yeniden NST ve doktor kontrolümüz var. bu kez yazarım inşallah çok bekletmeden.
Kayınvaldem yanımda kalıyordu bu nedenle de pc.ye oturmam biraz zor oluyor. Annem geldi memleketten o kalacak artık doğuma kadar inşallah.

Güzel haberlerle dönmeyi ümit ediyorum...

Gazelim gözelim... hani benim davetim :( blogun davetli okuyuculara açık ama beni eklememişsin :(

2 Eylül 2008 Salı

Herkese hayırlı Ramazanlar...

Yazacak o kadar çok şey birikmiştiki. ama şimdi sorarsanız hiç bisey yok aklımda.
15 Ağustos itibariyle artık bir hürgeneralim ben. Yasal doğum izni sürecim başlamış olup daha sonrasında oğluşumla evin tadını çıkarma günlerimiz başlayacak inşallah. Bu nedenle er kişim bana hürgeneral adını taktı :)

Gazelim blogunu davetli okuyuculara açmışsın ama beni unutmuşsun :(

Evde net bağlantısı var ancak pc oğluşumun odasında olduğundan cicileri gelince yer değiştirmek zorunda kaldı. tembel kociş kabloları çekene kadar bağlantısız kaldık. şimdi buralardayız.

Bu süreçte ablamlar 10 gün kadar misafirim oldu. Evlerinde tadilat olduğu için minik kuzumla uzun uzun vakit geçirdik. gittiklerinden beri depresyondayım. öyle çok alışmıştım ki onla olmaya. o kadar tatlı konuşuyor ki maaşallah... ev bomboş kaldı gittiklerinden beri.

Ayaklarım bir fil edasıyla büyümeye devam ediyor. kilom hep az artıyordu birden bire çalım attı ve hızlandı. korkuyorum. inşallah çok kilo almam.

Umarım sadece oğlum kilo alıyordur.

Şafak bugün itibariyle 43... ama bu normal doğuma göre. Bizimki zorunlu sezeryan olacağı için 30 günümüz var gibi düşünüyoruz biz. hareketlerim kısıtlandı. mutfakta iş yaparken dirseklerimi tezgaha dayıyorum. ancak o şekilde iş yapabiliyorum. yatmak, kalkmak, oturmak problem olmaya başladı.

Oruç tutmak istiyorum ama er kişi izin vermiyor bi taraftan şekerim olduğu için ben de korkuyorum. ogluma zarar vermek istemiyorum. ama kendimi bildim bileli hep oruç tuttuğumdan kendimi suçlu gibi hissediyorum. üzülüyorum.
2 gecedir kocişe sahur hazırlıyorum. dün bütün gün bisey yiyemedim onun psikolojisiyle.

Oğluşumun eşyalarını yıkadım ütüledim, yerleştirdim. onları sevip konuşuyorum. daha eksigimiz çok ama teyzeleri almış sagolsunlar onlar getirecek diye ben almıyorum şimdilik. Pazar günü bir aksilik olmazsa gelecekler.

Efendime söyliyim saçlarımız bir rapunzel misali uzadı. Ha bugün ha yarın derken hala kestiremedim. o sıcakları atlattıktan sonrada saç kestirmek işime gelmiyor artık. hoş ben hala kızgın kumlardayım hava serinlemesine ragmen. evde bütün camlar açık. o şekilde uyumaya çalısıyorum.
Yaz hamileligi gerçekten çok zormuş. Allah bütün hamişlere yardım etsin tez zamanda hayırlısıyla kurtarsın inşallah...

ordan burdan şurdan epey dagıttım. :) kafamı toparlayayım yine yazarım...

5 Ağustos 2008 Salı

Diyet günlüğü :)

Oldum olası nefret etmişimdir diyetlerden. kibrit kutusu büyüklüğünde peynirden, bilmem kaç gram şundan, iki ince dilim kepek ekmeğinden. çok şükür bugüne kadar da ihtiyacım olmamıştı diyet yapayım şu kadar kilo fazlam var diyeceğim bir zaman olmadı bu yaşıma kadar.
Hamileligin verdigi kilo korkutsada doktorun çok demesine rağmen herkes iyi buluyor kilomu. eski kıyafetlerimi göbüş kısmı hariç giyebiliyorum hala. bu da diğer bölgelerin kilo almadığını gösteriyor.
Bu madalyonun bir yüzü. birde şeker yüzü varmış. gebelik şekeri :( kabusum oldu 1 aydır. maalesef yüksek çıkıyor şekerimiz. ben de dikkat ediyordum elimden geldigince. doktorum bu böyle olmayacak senin diyetisyene gitmen şart dedi.
başka bir hastaneden randevu aldık gittik geçen cumartesi günü. hanımhanımcık minicik bir bayan diyetisyenim. yeni mezun olmuş kanımca. kilomu çok ama çok çok normal buldu. hiç abartı yok. olması gerektigi gibi hatta bitimine kadar 5 kiloya kadar alabilirsiniz diyerek yüreğime su serpti. ve diyet listemizi verdi.
yalnız listemiz maalesef şu kadar peynir bu kadar zeytin şeklinde az ama sık yenilecek ögünlerden oluşuyor. ama ben kaç gündür yemek yemeyi unutuyor ve ögün atlıyorum.

bu durumda da şekerim normal çıkamıyor. bakalım bir düzene girersek daha iyi olacak.
bu arada kimse bloguma gelip bakmamış iki satır yorum yazmamış... gözümden kaçmadı :( üzüldüm.

yine de hepinizi öpüyorum. küsmedim. yine gelirim...

31 Temmuz 2008 Perşembe

İçim çok sıkılıyor. yazmayalı ne kadar çok olmuş. hayat bir şekilde akıp gidiyor. göbeğim kocaman bir hal aldı. kilo alışımı çok buldu doktor halbuki ben de seviniyordum çok. çünkü göbegim dışında kilo alan bir yer yok vücudumda. haa bi de fil ayaklarım :) topiş topiş oldular.

Bebeğim geçen hafta yine korkuttu bizi. Dün yeniden gittim. çok şükür her şey yolunda görünüyor şimdilik. 29. haftamıza girdik. Gün sayıyoruz. yüzlü rakamlardan indik yetmişli rakamlara. ama hala önümüzde uzun bir yol var... herkes aaa ne çabuk geçiyor diyor ama sıcaklardan bunaldıkça ben bir günü asır gibi yaşıyorum.

Annemle babam gelecekmiş 15 gün sonra kısa süreli bizleri özlemişler.
ben de çok özledim ne yalan söyleyeyim. burnumda tütüyorlar. sürekli rüyamda görüyorum onları. babam gideli 4,5 ay oldu... annem yine arada gelmişti o da gideli 3 ay oldu...

Geçen hafta bebeğimizin yatak ve dolabının siparişini verdik. kısmetse 23 Ağustosta gelecek
Düz bir model tercih ettik krem renginden. ilerde de kullanabilmesini istedim ben. İleriden kastım tabiki genç olduğunda degil :) ama bu hesapla ilkokulu bitirene kadar kullanabileceği bir takım yapmış olduk :)
2 takım nevresim takımı sipariş ettim. 1 takım uyku seti aldık. 2 tane de battaniye aldık. odamız hazır olduğunda resmini çekip koyarım kısmet olursa... ben de cicilerini göstermek isterim ogluşumun. ama henüz ortada pek bisey yok. her şey sipariş aşamasında :) bebeğimiz bir ihtimal bayramın hemen öncesi doğacak. onun için ona bayramlık bir pantolon aldım sadece. Rabbim saglıkla güzel günlerde giyinmeyi nasip etsin...

Bütün kuzucukları annesine bağışlasın...

15 gün sonra doktorum beni izne ayırabileceğini söyledi :) evde olursam günler sanki daha rahat geçecek. Bu şekilde ne işe yetişebiliyorum, ne evdeki işlere, ne bebeğime, ne sevdiklerime herşey bölük pörçük oluyor hayatımda. belki o zaman daha çok vakit ayırabileceğim sevdiğim şeylere.
Kendi el emeğimle bebeğim için birseyler yapayım istiyorum. Belki ona da vakit bulurum evde olursam :)

çook işim var anlayacağınız :)

Hepinizi öpüyorum.... yine yazarım

umarım en kısa zamanda :)

26 Haziran 2008 Perşembe

Acil vakayım...

Nerelerinden başlayayımda yazayım ? Bak tikkat et kardiş neresinden dimiyorum nerelerinden diyorum. öyle çok olay oldu ki ben hatırlamıyorum :)) hatırlamayı da istemiyorum.
O akşam eve gittim içeri girdim şappadanak bi ağrı karnımda nefesimi kesiyo uzanıyorum sayıyorum 1-2-3 ohhh geçti çok şükür dur kalkayımda yemeği ocağa koyayım aboooo tekrar ama tahaa bi şiddetlisi 1-2-3-4-........-33-108-....4993 anacığım geçmiyo bu ağrı hemen bi tilifon çaktım adam yetiş ben ölüyom. ne oldu diyor çok agrım var. (böyle zamanlarda beni dellendiriyo adam ağrım var işte agrıdan sana dertmi anlatayım illa detaylı rapor vericem burdan şöyle başlıyo şöyle dolanıyo burda kitleniyo falan diye tövbee Yarabbim) neysemm er gişi trafiğin oldugu o saatte en az 2 saatte olacak evde. diyoki güccük enişteyi bi ara bakem bu taraftaysa seni hastaneye iletsin bende oraya geleyim direkt bekleme diyo. hastanemiz malum karşı yakada. sagolsun götürüyor enişte beni hastaneye doktorum yok tabi acildeyiz. doktor geliyo nst'ye bağlıyorlar beni. tıkıdık tıkıdık sesler... ağrım şiddetleniyo bağırıyorum. kan alınıyo teste gidecek idrar veriyorum. aboo kan değerleriniz yüksek pilok bacısı diyo tokdur bu durumda erken doğum yaparsınız eğer erken dogum yaparsanız bebeğinizi yaşatamayız. çünkü daha çok küçük !!! yıldızlar, şimşekler çakıyor beynimde ses uğulduyor kulaklarımda bayılmak üzereyim. bütün hassasiyetiyle anne olmaya hazırlanan birinin yüzüne şamar gibi söylenir mi bu laf? hipokratın kemikleri sızlamaz mı? gözyaşlarım zaten bekleşiyo düşmek için şıp şıp yarışıyorlar aşağıya yuvarlanmak için er kişi görünüyo kapıdan ne oldu diyo doktor aynı sözleri ona da söylüyo ben sizi dahiliyeye sevk edicem diyo. gidiyoruz. ben tekerlekli sandalyede perişan. er kişim elimi tutuyo yok bisey geçecek diye. Dahiliye doktoru geliyo ikinci şamar, bu sefer hem sağa hem sola kroşe bi de.... kan değerleri yükselmeye başlarsa düşmez rahim uzunlugu kısalır erken doğum başlar. bebek doğar ancak yaşamaz. küveze bile konmaz. kanımız donuyo. birbirimize bakıyoruz. yumruklarımı sıkıyorum. ağrım şiddetleniyor. bağırıyorum ağlıyorum. sakinleşiyorum niyeyse. er kişim beni rahatlatmaya çalısıyo kader diyo kendini bu kadar yıpratma bak bisey olmayacak. olsa bile başka bi bebeğimiz daha olur. önemli olan sensin diyo. adam beni onore mi ediyo yerden yere mi vuruyo duymuyorum. ağlıyorum.
hayattaki hiç bir acıya hiç bir ağrıya bu kadar karşılıksız katlanılmazmış ögreniyorum. annemi bi kez daha özlüyorum. burnumun direği sızlıyo. beni ablama bırak diyorum. orda kalıcam. orda yatıyorum. yine doktorlar, yine tetkikler. kesin yatak istirahatleri. er kişinin işine uzağız. evin taşınması lazım benimle ilgilenmesi için. ev taşınıyor ben arada derede sanki uyuşturulmuş gibiyim. tepkisiz. tek düşündüğüm oğlum. elim sürekli karnımda. hareketlerini sayıyorum.
ağlıyorum ağlıyorum. yeni evime yeni çevreme alışmaya çalısıyorum. herkesler gelmiş yardım ediyorlar. hiç bisey umrumda değil. geceleri artık uyuyamıyorum sıcak beni delirttikçe delirtiyor. camda oturuyorum bütün gece.
20 gün geçiyor işe başlıyorum. ağrıyor yine her yanım. yarın doktora gidecegiz işte... iyi haberlerle döneriz inşallah. diğer maceralarda sonra artıkın... yorulduk teyzeleri... duyanda sanacak ki ben çok nazlı nazenin biriyim. yaşadıklarımı bir anlatsam 9 canlımıydın sen diyeceğiniz kadar acı çektim sağlıktan yana. aksine çok dirayetliyimdir acıya ağrıya... neysemmm efendim kaçar ben deniz. yazının 2. kısmını iyi olduğumda yazıcam. öperim şappadanak hepinizi

geldim...

Geldim...
umarım iyi haberlerle dönmüşümdür di mi?

şimdilik bebişim ve ben iyi sayılırız. ancak çok kötü günler geçirdik. umarım bundan sonra tekrarı olmaz...

en kısa zamanda dolu dolu yazacağım...

selamlar...

29 Mayıs 2008 Perşembe

GÜLÜMSE...

Gülümse hadi gülümse bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim hadi gülümse
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir akdeniz olur gülümse...
Tut ki karnım acıktı anneme kustum
Tüm şehir bana kustu...
Bir kedim bile yok anlıyor musun
Hadi gülümse...
Sazlarım vardı ırmaklarım vardı
Çakıl taşlarım vardı benim
Ama sen başkasın anlıyor musun
Başkasın...

Durup durup Sezen Aksu'nun bu şarkısını söylüyorum... Annem memlekette ve içim ona kırgın. çünkü şu sıralar ona çok ihtiyac duyuyoruz. Ama o orda olmayı tercih ediyor.
Üzülüyorum. bir çıkar yol bulamıyorum.
Hayatım bilmedigim bir yöne dogru sürükleniyor bir süredir.
Oğlumuzun hayatımıza katılacağını ögrendiğimizden bu yana hiç böyle ciddi kararlar almamıştık.
Alternatifler krediyle ev almak, kiralamak, işten ayrılmak vs... şeklinde uzuyor liste.
Baktığımız evlerin fiyatları o kadar yüksek ki... Fiyat bir tarafa taşınmayı düşündüğümüz bölgeler beni ailemin diğer bireylerinden oldukça uzaklaştırıyor. Şu anda bile onların hepsi Anadolu yakasında otururken bir tek ben Avrupa yakasında oturuyorum. Ve taşınmayı düşündüğümüz bölge Avrupa yakasının en ucu diyebilirim. Şimdi oturduğumuz yeri düşününce arada bir köprülük mesafe var gibi görünüyor... Hal böyle iken bile çok sık görüşemezken onlardan iyice uzaklaşmış olacağım. Yardım istedigimde yardımıma koşacak kimse olmayacak yakınımda. En çok bunlara üzülüyorum. Herkes bu fikre soğuk bakıyor. Ama taşınırsak eşim çok büyük bir yolu gidip gelmekten kurtulacak. Ve akşamları daha erken evimizde olabilecek. Tek düşüncem bu... Öte taraftan da diğer konuları düşününce kalbim feci sıkışıyor...

Yorumlarınıza, desteğinize ihtiyacım var. 1 haftadır aglıyorum...
Geçtiğimiz cumartesi günü oğlumla randevumuz vardı. Artık o 21 cm. civarında boyu olan, 291 gr. ağırlığında bir delikanlı olmuş maaşallah...
Akşamları onunla konuşuyorum. O da bana minik hareketleriyle cevap veriyor... O kadar büyülü ve özel anlar ki benim için... bütün herşey unutuluyor sanki..
Bizi nelerin bekledigini bilmiyorum... Umarım iyi ve güzel şeyler getirir yeni hayatımız. İnşallah Rabbim oglumun şansına bize güzel kapılar açar... Dua edin cumartesi günü bakacağımız kiralık evler hayırlısıysa olsun degilse uzak dursun...
İki daire bakacağız. İkisini de eşim gördü haftaiçi, beğenmiş. Biri site içerisinde. ama biraz daha küçük bir daireymiş. Diğeri oldukça büyük... Bakalım...

pufff diye patlayasım var... (göbişimden ötürü :))

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Ne çok olmuş...

sevgili pilokcum vallahi ne sen sor ne ben söyleyeyim zaman kuş misali uçmuş gitmiş. Kendi kendime ve sana söz vermiştim biliyorum haklısın ne söylesen. seni hiç ihmal etmeyecek anneli birçok blog gibi anlayacağı vakte geldiginde ogluşuma gösterecektim...

Daha dakika bir gol bir :( üzgünüm pilokcum. vallahi çok üzgünüm. söz seni bu kadar ihmal etmiycem bi daha.

:)) barıştık di mi

iş-ev-iş arasında dolaşan bir kısır döngünün içerisindeyim aslını sorcek olursan. Evimi bile temizliycek gücü bile bulamıyorum kendimde.
Bir de midemden başlayıp yemek borumdan tırmanıp neredeyse dilimde hissettiğim bir yanma hasıl oldu. Kısmetse haftaya cumartesi günü yeniden ogluşumla randevumuz var.

Bu kez arayı uzattık. Çok özledim onu. Dün gece tuhaf bir şekilde yani çok belirgin bir şekilde hissettim hareket ettigini. Artık içerde takla mı attı amuda mı kalktı bilmem. inanılmaz büyülü bir şeydi. 2 saat kadar oturup ağladım. Mutluluktan mı hormonlarımdan mı kestiremedim :))

Günler kuş gibi uçup giderken sanki beni oğluma yaklaştırmıyor gibi geliyor. Büyük bir özlemle bekliyoruz.
Babalar aynı derecede hissetmiyorlar sanırım bunu. Anneler daha yoğun hissediyorlar...

Seninle ilk anneler günümüzü kutladık oğlum... Daha şimdiden bu kadar yogun hissettirdiğin için bana bu duyguyu sana teşekkür ederim.

Benim en büyük hediyem sensin oğlum... Büyük bir özlemle sabırla bekliyorum...

inşallah sen de benim kadar duygularını yogun hisseden sevdiklerine bunu hissettiren bir birey olursun... bu kadar duygusal olmak insanı incitiyor oglum biliyorum... ama yaşamın bize ne getirip ne götüreceği yarın kimin kalıp kimin göçecegini bilmiyoruz. Bu yüzden sevgisini esirgemeyen, bunu sevdiklerine en güzel şekliyle hissettiren bir birey olmanı temenni ediyorum...

biliyorum sen de hissediyorsun ben söyledikçe....

seni çok ama çok seviyorum...

25 Nisan 2008 Cuma

Biz geldik :)

Biz geldik, güzel haberlerle geldik. tatsız bir kaç günün ardından güzel bir haber aldık... Evimizin prensi geliyormuş. Bebeğimizin cinsiyetinin çok net bir şekilde erkek olduğunu ögrendik :)

Ben doktora ısrar etsemde iyice bi bakın yanlışlık olmasın desemde eşim ve doktorum kahkahalarla güldüler bana :(

Ne yani mavileri hazırlayıp hazırlayıp 9. ayda ay öyle mi demişiz yok canım bu kız basbaya mı desinler ? çoook örnek var etrafımda ay canım o kordonuymuş hehehe şeklinde konuşan doktorlara gıcığım var. yakın bir arkadaşım günlerce ağlamıştı. Erkek bebek beklerken tüm hazırlıkları mavi maviyken dogumuna 1 hafta kala kızı olacağını öğrenmişti. Elbetteki önemli olan bebeğin saglıklı olması. Hayırlı bir evlat olması. Ama insan kendini alıştırıp şartlandırıyor demek ki... Bu hayal kırıklığını yaşamak istemedigimden şeyettim ben... Dünden beri karnımla konuşuyorum. kimlik kazandı sanki bebeğim. Sanki ondan önce kimliği yoktu. Oğlum diye konuşuyor ve seviyorum onu. Önceden bebeğim diye seviyordum :)) Allah saglıkla kavuşabilmeyi uzun hasreti bitirebilmeyi nasip etsin. Hayırlı, iyi huylu, güzel ahlaklı, sağlıklı bir evlat olabilmesi için yardımcımız olsun.

Yaşasın dedim artık alışveriş yapabilecegim bebeğime :)) eşim diyor ki tek derdi bu mu bayanların kendilerine olmazsa bebeklerine :)) alışveriş diyince akan sular duruyormuş :)

Hamişlik meşakkatli bir yol asla gocunmuyorum. seviyorum bebeğimin karnımda oluşunu.
Şimdi hayallerimiz biraz daha şekillendi... İsim arıyoruz :) hiç birini yakıştıramıyoruz şimdilik. Daha çok zamanımız var. Elbet karar vereceğiz birine. Seni isimsiz bırakmaya niyetimiz yok bebeğim :)

Özlemle hasretle bekliyoruz ogluşum seni...

Allah'ım isteyen herkese yaşatsın bu güzellikleri...

17 Nisan 2008 Perşembe

Böyleyken böyle...

Hayatımı ağır çekimde izliyorum, her gün ötekinin tekrarı gibi geçiyor. Geçen haftasonundan başlayayım.
Cumartesi günü dedi ki herüf galg evcagzumun gülü gahvaltı neyin yapak. Anam didim adam essah gahvaltı hazırladı süprüz neyüm yapcek bana. Zabahlıgımı geçürdüm sırtıma Hülya Afşar misali salına salına kalktım yataktan... bi anda yere çakıldım tabi.

Megerse kalk ta kahvaltıyı hazırla diye uyandırmış beni. o sinirle sana kahvaltı falan yok dedim beni kahvaltıya götür. Döküldük yola. önceki hafta gidip beğendigimiz belediyenin tesislerine dogru. Allammm o ne trafikti cumartesi saat 11.00 de. başım dönüyor midem bulanıyor. Diyorum ki ne olur bir poşet bul bana bak kötüyüm yatırmışım arabanın koltugunu. Diyor ki kalkıp etrafına bak. ondan öyle oldun sen. geçer. Arabanın camını açıyor ve olanlar oluyor. Cumartesi sabahı Eminönü istikametinde malum durumda olan bir bayan gördüyseniz hepinizden özür diliyorum. Ama daha fazla dayanamadım. Az ötede arabayı sağa çekti nihayet. Bagajdan poşet de buldu bana ama iş işten geçmişti. Neyse tesislere vardığımızda saat 12:10 olmuştu. Ve kahvaltı bitti diyerek hayatının hatasını yaptın sen garson amca.

Huleyyyyyyyynnn diye kükredi bizimki... Benim hatun hamile onca yol geldik kahvaltı etmeden şurdan şuraya gitmemmmm... Neysemmm zor bela kahvaltımız geldi. bize sebep tam kahvaltı yok diye dönecek adamla kadın da sebeplendi sayemizde. yavru bir fil edasıyla silip süpürdükten ve karşımda gözlerini kocaman açıp bana bakan kocayı gördükten sonra kendime geldim. neysem efendim kahvaltıyı lüplettikten sonra hadi biraz yürüyelim dedi. yok dedim agrım var yürüyemiycem. Amma nazlısın sen yürüyüş iyi gelir bak sahil temiz hava dedi. Neyse yürüyoruz efendim ben sürekli sag tarafımı tutuyorum. Ağrım çok. Akşam maç var. Hadi anneme gidelim diyor. Yola çıkıyoruz. agrım şiddetleniyor. Oraya vardığımızda kımıldayamaz haldeyim. Doktoru arıyorum apar topar gel diyor. İstanbul'un bir ucundayız. Doktorum Anadolu yakasında. dörtlüleri yakıyoruz. kayınanneyi de alıp yola düşüyoruz. Allahım ne olacak böyle doktoru çıkmadan yakalıyoruz. İdrar testi istiyor. kum yok, iltihap yok çok şükür. Ama ne var kör olasıca sag tarafım niye agrıyor. Bebege bakıyoruz ultrasonla. kayınanne büyük bir heyecanla yakın gözlüklerini takıyor ilk kez görecek torununu. Maaşallah diyor herşey çok iyi sorun bebekte degil.
Peki sorun kimde bende mi yani ? ühüüüüü geçmiyo agrı. Agrı kesici veriyor doktorum. geçmezse gel diyor. O zaman böbrek ve safraya baktırırız. Taş olabilir içerde kaçak bir yapı inşa olabilirmiş... O zaman da ameliyat olmam gerekebilirmiş... Daha önce 10 küsür kere ameliyat olmuş biri için korkunun pek bir ehemmiyeti yoktur. Ancak korkuyorum kendim için degil içimde yeşeren minik fasulyem için korkuyorum. Şakkadanak kesiliyor ağrım :) kesilmiyor ama ben öyle diyorum. Bir haftasonunu daha hastanede noktalıyoruz :( bakalım bu haftasonu ne maceralara yelken açıyoruz :( 10 Mayıs'ta çok özel biriyle randevumuz var... Bu sefer bize söyleyecek sanırım Adem mi Havva mı olduğunu...

9 Nisan 2008 Çarşamba

ikili test macerası :)

Sevgili pilokum,
Dün akşam kötü bir akşamdı benim için. İçerde yeşermekte olan fasülyecazım tam da heyoo geçti nidalarıyla halay çekmeye başlıycakken anacazıım ben sana varlıgımı unuttururmuyum deyip şöyle bir sarstı midemi... :(( gerisini ne siz sorun ne ben söyliyim bacılar. Tansiyonum 3-5 sularında seyretti uzun bir süre. Neyseki herşey normale döndü çok şükür diye düşünürken gece bir öksürük nöbeti arkasından şiddetli bir karın agrısı... Annecigim çocukluğumda çok uslu bir çocuktum, gençligimde de seni üzmedigimi düşünüyorum Ama insanogluyuz işte. bilerek ya da bilmeyerek seni üzdüysem çok ama çok özür diliyorum senden. Senin kıymetini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Heeee daha yolun başındasın diyeceksiniz dimi evet öyleyim ama bunu çok derinden hissediyorum... Bir an önce geçsin bütün bunlar... Saglıkla kavuşalım minik kuzumuza...

Pazartesi günü ikili test neyin şeettiler toktur vayyy aslan parçası dedi bildigi bütün hareketleri yaptı fasulye karete judo neyin biliyo şaştık kaldık maaşallah.
babası ekrana dikmiş gözlerini dört açmış bakıyo, toktur dediki babası boşuna bakma aradığınız numaraya şu an ulaşılamıyo, ilgili alan kapalı veya kapsama alanı dışında dedi :)) yani cinsiyetimiz henüz belli degil. Israr edelim tokdurcum dedim. yok emin olmadan söylemem mümkün degil. yani gördü ama söylemedi :) yorumunu çıkardık biz burdan. sonracıma efendim iç güdülerim ve tokturun aslan parçası yorumlarından erkek olma ihtimalinin yüksek olduğun kanaatine vardık. kulaklarını bol bol çınlattık tokturcum haberin neyim olsun...
karşıma koymuşlar bir lcd ekran tak tak tak vuruyor karnıma ultrason başlığını gözlüklerim çantamda yatalaga kaş göz işareti yapıyorum göremiyorum diye. dikmiş gözlerini ekrana büyülenmiş gibi bakıyo da bakıyo alacağın olsun ben de seni bi daha getirir miyim gör bak dedim içimden. bi dahaki sefer gözlükleri gözüme yapıştırcam gördüm ama tam seçemedim kime benziyo fasülyem...

Haftaya pazartesi akşamı sonuçları alacağız inşallah herşey yolundadır... Büyük bir heyecanla bekliyoruz. Bir dahaki sefer sanırım belli olacak cinsiyetimiz. Takıntım falan yok yanlış anlaşılmasın :) ancak kız evlat hasreti olan kayınailemin büyük ödülü varmış kız dogurana :)) şaka bir tarafa iç güdülerim ilk günden itibaren onun erkek olduğunu söylesede onların kız bebek hasretini biraz avutmak istiyor gönlüm sanırım. Herşeyin hayırlısı saglıklı olsun başka ne isterim ki kız erkek farketmiyor efendim ne diyelim kısmetten öteye yol yok :)

8 Nisan 2008 Salı

Kendini hasta etme eylem planı


Herkes hayata aynı bakamıyor. Çünkü hepimiz farklıyız. Yine de kendimizi “mahvetmenin” türlü yolları var. İşte üzerinde ulaşılan liste. Düşünün bakalım, siz listedekilerin kaç tanesini yapıyorsunuz.

  1. Kendini aşındırmaya bırakmak. Hızlı ve yıpratıcı bir yaşam sürmek. Hiç durup dinlenmemek. Geç yatıp erken kalkmak. Kahveyle enerji kazanmaya çalışmak.
  2. Hamur işinden şaşmamak. Sebze, taze meyve ve tahıların yanına yaklaşmamak.
  3. Düzenli olarak sigara ve alkol kulanmak. Ruh halinizi kontrol altında tutmak için, sakinleştiricilere ve uyarıcılara başvurmak.
  4. Farklı partnerlerle önlem almadan cinsel ilişkiye girmek. Uyuşturucu kullanmak.
  5. İnsanlara öfkelenmek, fakat duygularını gizlemek. Sürekli ber şeylere endişelenmek. Mutsuz olmak, fakat mutluşmuş gibi yapmak.
  6. Büyük çaplı borca girmek. Kredi kartlarını doldurmak, yenilerini almak. Hesapları ödeyememek, telefon ve kapı çaldığında korkuya kapılmak.
  7. Yaşamından ve ilişkilerinden mutlu olmamak, fakat değiştirmek için de hiçbir şey yapmamak.
  8. Mutsuzlukları yüzünden başkalarını suçlamak. Çaresiz ve umutsuz hissetmek. Sorunların çözümü için şans oyunlarına bel bağlamak.


Bu kendini hasta etme listesi, çoğu insanın, kendinde ciddi bir hastalık yaratmak istiyormuş gibi hareket ettiğini gösteriyor. Bilinçli olarak hasta olmaya çalışsalar, belki de bundan daha iyi bir performans gösteremezlerdi.
Aşırı sigara tüketimi, aşırı yeme-içme ve yıpratıcı, aşındırıcı bir yaşam sürmenin altında “ağır çekim” bir intihar denemesi niyeti yatabilir mi? Belki de...
Ancak insanların hasta edici şeyler yapmayı sürdürmelerinin ve onları değiştirmeye çalışan insanlara direnmelerinin bir nedeni daha var: Uzun ve sağlıklı yaşamak için ne yapmamız gerektiği bilgisinin, insana ilişkin bilgilerimizin bir parçası olmaması.
Binlerce yıldır, “Ye, iç, keyfine bak, her an ölebiliriz,” söylemi, geçerli bir yaşam felsefesi olarak kabul edilmiştir. Biz insanların, ona iyi bakmamız koşuluyla, 100 yıldan daha fazla yaşamak üzere tasarlanmış birer bedene sahip olduğumuzun keşfi, bizim için henüz çok yeni bir gelişmedir.
Şimdi “Ye, iç, keyfine bak” türü bir yaşam stilinin erken ölüme götürdüğünü biliyoruz. Uzun yaşamak için, eski insanlardan farklı beklentiler yaratmamız gerekiyor. Aile tarihçeleri, öyküler, tiyatro oyunları, filmler ve televizyon programları, 60’larında ve 70’lerinde ölenlerin çoğunun ölüm nedeninin, kalp krizi ya da diğer kazalar ve hastalıklar olduğunu gösteriyor.
Bunları görmek kişisel beklentilerimizi etkiliyor. Böylece beklentilerimiz kendi kendini dolduruşa getiren kehanetlere dönüşüyor. Bir şeyin olacağına inanıyorsunuz ve onun olmasını sağlayacak biçimde yaşayıp, hareket etmeye başlıyorsunuz.


İşte yanıtlanması gereken birkaç soru:
* Ne kadar uzun yaşamayı bekliyorsunuz? Aile üyelerinizin çoğunun öldüğüne inanılan belli bir yaş var mı?
*100 yaşına kadar ya da daha fazla yaşamak ister misiniz? Kendinizi 100 yaşında hayal etmeye çalıştığınızda, aklınıza ne gibi görüntüler geliyor? 100 yaşına kadar ya da daha fazla aktif, sağlıklı mutlu bir yaşam sürdügünüzü hayal edebiliyor musunuz?
* Sigara içmek, alkol almak, yemek ya da aşırı çalışmak gibi yaşam stilinizin parçası olan bir alışkanlığınızı değiştirmeye çalışan birine hiç negatif tepki gösterdiniz mi? Onlara sizi değiştiremeyeceklerini kanıtlamak, sizin için ne kadar önemli? Ölmeyi göze alacak kadar mı?


(KAYNAK: Kişiliğin Gücü, Beyaz Yayınları, Al Siebert)

İSTANBUL...

İstanbul İstanbul olalı böyle bir acı görmedi,
Kaldırımlar kaldırım olalı çiğnenmedi bu kadar acı,
Yürek yürek olalı çekmedi böyle bir sancı...
Hangi kadere hasbel buldun beni ?
Neresine sirayet ettin yüreğimin ?
Şarap renginde güllerle doldu içim
İstanbul İstanbul olalı böyle bir acı görmedi,
Hangi uçurumundan attın beni yüreğinin ?
Hangi ellerinle kestin nefesini yüreğimin ?...
Hangi ölümle sürükledin ?...
İstanbul İstanbul olalı böyle bir acı görmedi,
Kaldırımlar kaldırım olalı çiğnenmedi bu kadar acı,
Yürek yürek olalı çekmedi böyle bir sancı...
Bir akşamın kızıl ağlayışında...
Hangi bahanelerle bıraktın bana aşkı ?
Hangi bahanelerle aldın benden hüzün tortulu gözyaşlarımı ?...
İstanbul İstanbul olalı böyle bir acı görmedi,
Yan şimdi, ağla hadi, döv dizlerini,
Yürek yürek olalı çekmedi böyle bir sancı...
Veryansın etsin tüm uzuvların....
Öğren artık öğren...
Kaybettin sen bu yüreği, kaybettin aşkı...

MOR...

MOR...
MOR BİR MENEKŞENİN YAPRAĞINDA
TAŞIRMISIN YALNIZLIĞIMI BU GECE?
BİR TUTAM MENEKŞEDE TEK BİR HECE
MOR, MOR, MOR MENEKŞE...

BİR YAĞMUR DAMLASI OLSAM
O MENEKŞENİN EN MORUNA DAMLARDIM
EN MORUNDA KALIP, SANA BAKARDIM
BİR TUTAM MENEKŞEDE TEK BİR HECE...
MOR, MOR, MOR MENEKŞE...

PS: Bu şiir bir arkadaşımın Mor rengi üzerine bir şiir yazıp yazamayacağımı merak etmesiyle yazılmıştır :))

Bir film izlemiştim yıllar önce, esas kızla esas oğlan bir gecelik bir aşk yaşıyorlar ama o kadar derin yaşıyorlar ki (filmin adını hatırlayamıyorum balık hafızalıyım bu konuda), yolda gördükleri bir adam onlara şarap parası karşılığı bir şiir yazacağını ve ne ile ilgili olmasını istediklerini kendilerinin seçmesini söylüyor ve ona inanmayan kız milk shake ile ilgili olsun o zaman diyor ve adam o kadar güzel bir şiir yazıyor ki inanılmazdı... Aranızda hatırlayan olursa filmi ismini yazarsa memnun olurum :)

Papatya...

Sen beni şakaklarımda yağmur damlalarıyla bırakıp giderken,
Ben beyazlar giydirdim sana papatyalardan,
Sen beni şakaklarımda yağmur damlalarıyla bırakıp giderken
Ben inciler dizdim gerdanına papatyalardan,
Bilmedin gülüşüne, bakışına, endamına feda oldu bu can...
Sen beni şakaklarımda yağmur damlalarıyla bırakıp giderken
Bilmedin, kefenler biçtim papatyalardan...
Sen beni şakaklarımda yağmur damlalarıyla bırakıp giderken
Toprak oldum, açtım bir papatyanın yaprağında...
Elini uzattın önce canlandım, kopardın, elinden tutmustum senin...
anlamadın...

2 Nisan 2008 Çarşamba

Bebeğim...

BEBEĞİM,
Dünyayı aydınlatan ışığım…
Birgün hiç beklemediğim bir anda içimde bir kalbin attığını hissettim…
Dünya başka bir yöne dönmeye başladı sanki, bu atış sendin bebeğim… Ne yapacağımı, ne düşüneceğimi hissetmeden doldu gözlerim…
sen olmadan ben doğmamışım sanki… 11 hafta 5 gün oldu henüz ama öyle bir doldurdun ki dünyamı…Öyle bir doldurdunki yüreğimi…. Başka hiç bir sevgiye, başka hiç bir yüreğe yer yok gibi …
Can parçam, öyle özlemle bekliyorum ki gelişini, henüz dolu dolu yaşayamadığım bir sevgi yumağısın sen..... Sevgiyi, şefkati gökyüzünün katlarında yoğunlaştırıp yağmur olup gözlerime dolan bebeğim… Kimbilir nasılsın şimdi ? kime benziyorsun ? Gözlerin deniz mavisi mi, yosun yeşili m? Ya da gece gibi siyah mı bilmiyorum. Hangi rengi seveceksin, yangi yemeği? Sen de sevecek misin benim gibi çiçekleri ? El etek çekilip hava karardığında sevgin daha da belirginleşiyor... Yatağımda dönüp duruyorum, türlü hayaller kuruyorum... zorda olsa sabahı ediyorum. seni kalıptan kalıba sokup, eline, yüzüne bir şekil vermeye çalışıp seni özlüyorum..
özlemin öyle büyüyor ki içimde… içim içime sığmıyor… zaman zaman bir korku kaplıyor içimi… sana layık olamamaktan korkuyorum. Yalnız yüreğimden hiç bir korkum yok... fazlasıyla seviyor zaten seni, seni yaşatan, vareden de o yürekteki sevgi değil mi sanki ? ondan doğup onda şekillenen sen emin ol babanı ve beni çok seveceksin.… Daha şimdiden büyüdüğünü, okulunu, askerliğini, belki beyazlar içinde gelin oluşunu hayal ediyorum… Gün gelip bir gün senden ayrı kalacağımı düşünmek bile sızlatıyor içimi…
ÖĞRENDİM Kİ
Anne olmak, bir başkası için kaygı duyabilmek, uykusuz kalabilmekmiş. Anne olmak, merakla, sabırla, özlemle beklemeyi öğrenebilmekmiş…
Anne olmak, kendi yaşama sebebini unutup, başkası için yaşayabilmekmiş…
Anne olmak, kendini dünyanın en şanslı varlığı olarak hissedebilmekmiş…
Anne olmak, tüm acılara, tüm ağrılara karşılıksız katlanabilmekmiş…
Hiç tanımadığın, hiç görmediğin birini karşılıksız, katıksız sevebilmekmiş…
Anne olmak başka bir dünyaya doğmakmış…
Teşekkür ederim bebeğim, bana tüm bunları tattırdığın, öğrettiğin, dünyanın en onurlu makamına eriştirdiğin için… SENİ ÇOK SEVİYORUM…