25 Nisan 2008 Cuma

Biz geldik :)

Biz geldik, güzel haberlerle geldik. tatsız bir kaç günün ardından güzel bir haber aldık... Evimizin prensi geliyormuş. Bebeğimizin cinsiyetinin çok net bir şekilde erkek olduğunu ögrendik :)

Ben doktora ısrar etsemde iyice bi bakın yanlışlık olmasın desemde eşim ve doktorum kahkahalarla güldüler bana :(

Ne yani mavileri hazırlayıp hazırlayıp 9. ayda ay öyle mi demişiz yok canım bu kız basbaya mı desinler ? çoook örnek var etrafımda ay canım o kordonuymuş hehehe şeklinde konuşan doktorlara gıcığım var. yakın bir arkadaşım günlerce ağlamıştı. Erkek bebek beklerken tüm hazırlıkları mavi maviyken dogumuna 1 hafta kala kızı olacağını öğrenmişti. Elbetteki önemli olan bebeğin saglıklı olması. Hayırlı bir evlat olması. Ama insan kendini alıştırıp şartlandırıyor demek ki... Bu hayal kırıklığını yaşamak istemedigimden şeyettim ben... Dünden beri karnımla konuşuyorum. kimlik kazandı sanki bebeğim. Sanki ondan önce kimliği yoktu. Oğlum diye konuşuyor ve seviyorum onu. Önceden bebeğim diye seviyordum :)) Allah saglıkla kavuşabilmeyi uzun hasreti bitirebilmeyi nasip etsin. Hayırlı, iyi huylu, güzel ahlaklı, sağlıklı bir evlat olabilmesi için yardımcımız olsun.

Yaşasın dedim artık alışveriş yapabilecegim bebeğime :)) eşim diyor ki tek derdi bu mu bayanların kendilerine olmazsa bebeklerine :)) alışveriş diyince akan sular duruyormuş :)

Hamişlik meşakkatli bir yol asla gocunmuyorum. seviyorum bebeğimin karnımda oluşunu.
Şimdi hayallerimiz biraz daha şekillendi... İsim arıyoruz :) hiç birini yakıştıramıyoruz şimdilik. Daha çok zamanımız var. Elbet karar vereceğiz birine. Seni isimsiz bırakmaya niyetimiz yok bebeğim :)

Özlemle hasretle bekliyoruz ogluşum seni...

Allah'ım isteyen herkese yaşatsın bu güzellikleri...

17 Nisan 2008 Perşembe

Böyleyken böyle...

Hayatımı ağır çekimde izliyorum, her gün ötekinin tekrarı gibi geçiyor. Geçen haftasonundan başlayayım.
Cumartesi günü dedi ki herüf galg evcagzumun gülü gahvaltı neyin yapak. Anam didim adam essah gahvaltı hazırladı süprüz neyüm yapcek bana. Zabahlıgımı geçürdüm sırtıma Hülya Afşar misali salına salına kalktım yataktan... bi anda yere çakıldım tabi.

Megerse kalk ta kahvaltıyı hazırla diye uyandırmış beni. o sinirle sana kahvaltı falan yok dedim beni kahvaltıya götür. Döküldük yola. önceki hafta gidip beğendigimiz belediyenin tesislerine dogru. Allammm o ne trafikti cumartesi saat 11.00 de. başım dönüyor midem bulanıyor. Diyorum ki ne olur bir poşet bul bana bak kötüyüm yatırmışım arabanın koltugunu. Diyor ki kalkıp etrafına bak. ondan öyle oldun sen. geçer. Arabanın camını açıyor ve olanlar oluyor. Cumartesi sabahı Eminönü istikametinde malum durumda olan bir bayan gördüyseniz hepinizden özür diliyorum. Ama daha fazla dayanamadım. Az ötede arabayı sağa çekti nihayet. Bagajdan poşet de buldu bana ama iş işten geçmişti. Neyse tesislere vardığımızda saat 12:10 olmuştu. Ve kahvaltı bitti diyerek hayatının hatasını yaptın sen garson amca.

Huleyyyyyyyynnn diye kükredi bizimki... Benim hatun hamile onca yol geldik kahvaltı etmeden şurdan şuraya gitmemmmm... Neysemmm zor bela kahvaltımız geldi. bize sebep tam kahvaltı yok diye dönecek adamla kadın da sebeplendi sayemizde. yavru bir fil edasıyla silip süpürdükten ve karşımda gözlerini kocaman açıp bana bakan kocayı gördükten sonra kendime geldim. neysem efendim kahvaltıyı lüplettikten sonra hadi biraz yürüyelim dedi. yok dedim agrım var yürüyemiycem. Amma nazlısın sen yürüyüş iyi gelir bak sahil temiz hava dedi. Neyse yürüyoruz efendim ben sürekli sag tarafımı tutuyorum. Ağrım çok. Akşam maç var. Hadi anneme gidelim diyor. Yola çıkıyoruz. agrım şiddetleniyor. Oraya vardığımızda kımıldayamaz haldeyim. Doktoru arıyorum apar topar gel diyor. İstanbul'un bir ucundayız. Doktorum Anadolu yakasında. dörtlüleri yakıyoruz. kayınanneyi de alıp yola düşüyoruz. Allahım ne olacak böyle doktoru çıkmadan yakalıyoruz. İdrar testi istiyor. kum yok, iltihap yok çok şükür. Ama ne var kör olasıca sag tarafım niye agrıyor. Bebege bakıyoruz ultrasonla. kayınanne büyük bir heyecanla yakın gözlüklerini takıyor ilk kez görecek torununu. Maaşallah diyor herşey çok iyi sorun bebekte degil.
Peki sorun kimde bende mi yani ? ühüüüüü geçmiyo agrı. Agrı kesici veriyor doktorum. geçmezse gel diyor. O zaman böbrek ve safraya baktırırız. Taş olabilir içerde kaçak bir yapı inşa olabilirmiş... O zaman da ameliyat olmam gerekebilirmiş... Daha önce 10 küsür kere ameliyat olmuş biri için korkunun pek bir ehemmiyeti yoktur. Ancak korkuyorum kendim için degil içimde yeşeren minik fasulyem için korkuyorum. Şakkadanak kesiliyor ağrım :) kesilmiyor ama ben öyle diyorum. Bir haftasonunu daha hastanede noktalıyoruz :( bakalım bu haftasonu ne maceralara yelken açıyoruz :( 10 Mayıs'ta çok özel biriyle randevumuz var... Bu sefer bize söyleyecek sanırım Adem mi Havva mı olduğunu...

9 Nisan 2008 Çarşamba

ikili test macerası :)

Sevgili pilokum,
Dün akşam kötü bir akşamdı benim için. İçerde yeşermekte olan fasülyecazım tam da heyoo geçti nidalarıyla halay çekmeye başlıycakken anacazıım ben sana varlıgımı unuttururmuyum deyip şöyle bir sarstı midemi... :(( gerisini ne siz sorun ne ben söyliyim bacılar. Tansiyonum 3-5 sularında seyretti uzun bir süre. Neyseki herşey normale döndü çok şükür diye düşünürken gece bir öksürük nöbeti arkasından şiddetli bir karın agrısı... Annecigim çocukluğumda çok uslu bir çocuktum, gençligimde de seni üzmedigimi düşünüyorum Ama insanogluyuz işte. bilerek ya da bilmeyerek seni üzdüysem çok ama çok özür diliyorum senden. Senin kıymetini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Heeee daha yolun başındasın diyeceksiniz dimi evet öyleyim ama bunu çok derinden hissediyorum... Bir an önce geçsin bütün bunlar... Saglıkla kavuşalım minik kuzumuza...

Pazartesi günü ikili test neyin şeettiler toktur vayyy aslan parçası dedi bildigi bütün hareketleri yaptı fasulye karete judo neyin biliyo şaştık kaldık maaşallah.
babası ekrana dikmiş gözlerini dört açmış bakıyo, toktur dediki babası boşuna bakma aradığınız numaraya şu an ulaşılamıyo, ilgili alan kapalı veya kapsama alanı dışında dedi :)) yani cinsiyetimiz henüz belli degil. Israr edelim tokdurcum dedim. yok emin olmadan söylemem mümkün degil. yani gördü ama söylemedi :) yorumunu çıkardık biz burdan. sonracıma efendim iç güdülerim ve tokturun aslan parçası yorumlarından erkek olma ihtimalinin yüksek olduğun kanaatine vardık. kulaklarını bol bol çınlattık tokturcum haberin neyim olsun...
karşıma koymuşlar bir lcd ekran tak tak tak vuruyor karnıma ultrason başlığını gözlüklerim çantamda yatalaga kaş göz işareti yapıyorum göremiyorum diye. dikmiş gözlerini ekrana büyülenmiş gibi bakıyo da bakıyo alacağın olsun ben de seni bi daha getirir miyim gör bak dedim içimden. bi dahaki sefer gözlükleri gözüme yapıştırcam gördüm ama tam seçemedim kime benziyo fasülyem...

Haftaya pazartesi akşamı sonuçları alacağız inşallah herşey yolundadır... Büyük bir heyecanla bekliyoruz. Bir dahaki sefer sanırım belli olacak cinsiyetimiz. Takıntım falan yok yanlış anlaşılmasın :) ancak kız evlat hasreti olan kayınailemin büyük ödülü varmış kız dogurana :)) şaka bir tarafa iç güdülerim ilk günden itibaren onun erkek olduğunu söylesede onların kız bebek hasretini biraz avutmak istiyor gönlüm sanırım. Herşeyin hayırlısı saglıklı olsun başka ne isterim ki kız erkek farketmiyor efendim ne diyelim kısmetten öteye yol yok :)

8 Nisan 2008 Salı

Kendini hasta etme eylem planı


Herkes hayata aynı bakamıyor. Çünkü hepimiz farklıyız. Yine de kendimizi “mahvetmenin” türlü yolları var. İşte üzerinde ulaşılan liste. Düşünün bakalım, siz listedekilerin kaç tanesini yapıyorsunuz.

  1. Kendini aşındırmaya bırakmak. Hızlı ve yıpratıcı bir yaşam sürmek. Hiç durup dinlenmemek. Geç yatıp erken kalkmak. Kahveyle enerji kazanmaya çalışmak.
  2. Hamur işinden şaşmamak. Sebze, taze meyve ve tahıların yanına yaklaşmamak.
  3. Düzenli olarak sigara ve alkol kulanmak. Ruh halinizi kontrol altında tutmak için, sakinleştiricilere ve uyarıcılara başvurmak.
  4. Farklı partnerlerle önlem almadan cinsel ilişkiye girmek. Uyuşturucu kullanmak.
  5. İnsanlara öfkelenmek, fakat duygularını gizlemek. Sürekli ber şeylere endişelenmek. Mutsuz olmak, fakat mutluşmuş gibi yapmak.
  6. Büyük çaplı borca girmek. Kredi kartlarını doldurmak, yenilerini almak. Hesapları ödeyememek, telefon ve kapı çaldığında korkuya kapılmak.
  7. Yaşamından ve ilişkilerinden mutlu olmamak, fakat değiştirmek için de hiçbir şey yapmamak.
  8. Mutsuzlukları yüzünden başkalarını suçlamak. Çaresiz ve umutsuz hissetmek. Sorunların çözümü için şans oyunlarına bel bağlamak.


Bu kendini hasta etme listesi, çoğu insanın, kendinde ciddi bir hastalık yaratmak istiyormuş gibi hareket ettiğini gösteriyor. Bilinçli olarak hasta olmaya çalışsalar, belki de bundan daha iyi bir performans gösteremezlerdi.
Aşırı sigara tüketimi, aşırı yeme-içme ve yıpratıcı, aşındırıcı bir yaşam sürmenin altında “ağır çekim” bir intihar denemesi niyeti yatabilir mi? Belki de...
Ancak insanların hasta edici şeyler yapmayı sürdürmelerinin ve onları değiştirmeye çalışan insanlara direnmelerinin bir nedeni daha var: Uzun ve sağlıklı yaşamak için ne yapmamız gerektiği bilgisinin, insana ilişkin bilgilerimizin bir parçası olmaması.
Binlerce yıldır, “Ye, iç, keyfine bak, her an ölebiliriz,” söylemi, geçerli bir yaşam felsefesi olarak kabul edilmiştir. Biz insanların, ona iyi bakmamız koşuluyla, 100 yıldan daha fazla yaşamak üzere tasarlanmış birer bedene sahip olduğumuzun keşfi, bizim için henüz çok yeni bir gelişmedir.
Şimdi “Ye, iç, keyfine bak” türü bir yaşam stilinin erken ölüme götürdüğünü biliyoruz. Uzun yaşamak için, eski insanlardan farklı beklentiler yaratmamız gerekiyor. Aile tarihçeleri, öyküler, tiyatro oyunları, filmler ve televizyon programları, 60’larında ve 70’lerinde ölenlerin çoğunun ölüm nedeninin, kalp krizi ya da diğer kazalar ve hastalıklar olduğunu gösteriyor.
Bunları görmek kişisel beklentilerimizi etkiliyor. Böylece beklentilerimiz kendi kendini dolduruşa getiren kehanetlere dönüşüyor. Bir şeyin olacağına inanıyorsunuz ve onun olmasını sağlayacak biçimde yaşayıp, hareket etmeye başlıyorsunuz.


İşte yanıtlanması gereken birkaç soru:
* Ne kadar uzun yaşamayı bekliyorsunuz? Aile üyelerinizin çoğunun öldüğüne inanılan belli bir yaş var mı?
*100 yaşına kadar ya da daha fazla yaşamak ister misiniz? Kendinizi 100 yaşında hayal etmeye çalıştığınızda, aklınıza ne gibi görüntüler geliyor? 100 yaşına kadar ya da daha fazla aktif, sağlıklı mutlu bir yaşam sürdügünüzü hayal edebiliyor musunuz?
* Sigara içmek, alkol almak, yemek ya da aşırı çalışmak gibi yaşam stilinizin parçası olan bir alışkanlığınızı değiştirmeye çalışan birine hiç negatif tepki gösterdiniz mi? Onlara sizi değiştiremeyeceklerini kanıtlamak, sizin için ne kadar önemli? Ölmeyi göze alacak kadar mı?


(KAYNAK: Kişiliğin Gücü, Beyaz Yayınları, Al Siebert)

İSTANBUL...

İstanbul İstanbul olalı böyle bir acı görmedi,
Kaldırımlar kaldırım olalı çiğnenmedi bu kadar acı,
Yürek yürek olalı çekmedi böyle bir sancı...
Hangi kadere hasbel buldun beni ?
Neresine sirayet ettin yüreğimin ?
Şarap renginde güllerle doldu içim
İstanbul İstanbul olalı böyle bir acı görmedi,
Hangi uçurumundan attın beni yüreğinin ?
Hangi ellerinle kestin nefesini yüreğimin ?...
Hangi ölümle sürükledin ?...
İstanbul İstanbul olalı böyle bir acı görmedi,
Kaldırımlar kaldırım olalı çiğnenmedi bu kadar acı,
Yürek yürek olalı çekmedi böyle bir sancı...
Bir akşamın kızıl ağlayışında...
Hangi bahanelerle bıraktın bana aşkı ?
Hangi bahanelerle aldın benden hüzün tortulu gözyaşlarımı ?...
İstanbul İstanbul olalı böyle bir acı görmedi,
Yan şimdi, ağla hadi, döv dizlerini,
Yürek yürek olalı çekmedi böyle bir sancı...
Veryansın etsin tüm uzuvların....
Öğren artık öğren...
Kaybettin sen bu yüreği, kaybettin aşkı...

MOR...

MOR...
MOR BİR MENEKŞENİN YAPRAĞINDA
TAŞIRMISIN YALNIZLIĞIMI BU GECE?
BİR TUTAM MENEKŞEDE TEK BİR HECE
MOR, MOR, MOR MENEKŞE...

BİR YAĞMUR DAMLASI OLSAM
O MENEKŞENİN EN MORUNA DAMLARDIM
EN MORUNDA KALIP, SANA BAKARDIM
BİR TUTAM MENEKŞEDE TEK BİR HECE...
MOR, MOR, MOR MENEKŞE...

PS: Bu şiir bir arkadaşımın Mor rengi üzerine bir şiir yazıp yazamayacağımı merak etmesiyle yazılmıştır :))

Bir film izlemiştim yıllar önce, esas kızla esas oğlan bir gecelik bir aşk yaşıyorlar ama o kadar derin yaşıyorlar ki (filmin adını hatırlayamıyorum balık hafızalıyım bu konuda), yolda gördükleri bir adam onlara şarap parası karşılığı bir şiir yazacağını ve ne ile ilgili olmasını istediklerini kendilerinin seçmesini söylüyor ve ona inanmayan kız milk shake ile ilgili olsun o zaman diyor ve adam o kadar güzel bir şiir yazıyor ki inanılmazdı... Aranızda hatırlayan olursa filmi ismini yazarsa memnun olurum :)

Papatya...

Sen beni şakaklarımda yağmur damlalarıyla bırakıp giderken,
Ben beyazlar giydirdim sana papatyalardan,
Sen beni şakaklarımda yağmur damlalarıyla bırakıp giderken
Ben inciler dizdim gerdanına papatyalardan,
Bilmedin gülüşüne, bakışına, endamına feda oldu bu can...
Sen beni şakaklarımda yağmur damlalarıyla bırakıp giderken
Bilmedin, kefenler biçtim papatyalardan...
Sen beni şakaklarımda yağmur damlalarıyla bırakıp giderken
Toprak oldum, açtım bir papatyanın yaprağında...
Elini uzattın önce canlandım, kopardın, elinden tutmustum senin...
anlamadın...

2 Nisan 2008 Çarşamba

Bebeğim...

BEBEĞİM,
Dünyayı aydınlatan ışığım…
Birgün hiç beklemediğim bir anda içimde bir kalbin attığını hissettim…
Dünya başka bir yöne dönmeye başladı sanki, bu atış sendin bebeğim… Ne yapacağımı, ne düşüneceğimi hissetmeden doldu gözlerim…
sen olmadan ben doğmamışım sanki… 11 hafta 5 gün oldu henüz ama öyle bir doldurdun ki dünyamı…Öyle bir doldurdunki yüreğimi…. Başka hiç bir sevgiye, başka hiç bir yüreğe yer yok gibi …
Can parçam, öyle özlemle bekliyorum ki gelişini, henüz dolu dolu yaşayamadığım bir sevgi yumağısın sen..... Sevgiyi, şefkati gökyüzünün katlarında yoğunlaştırıp yağmur olup gözlerime dolan bebeğim… Kimbilir nasılsın şimdi ? kime benziyorsun ? Gözlerin deniz mavisi mi, yosun yeşili m? Ya da gece gibi siyah mı bilmiyorum. Hangi rengi seveceksin, yangi yemeği? Sen de sevecek misin benim gibi çiçekleri ? El etek çekilip hava karardığında sevgin daha da belirginleşiyor... Yatağımda dönüp duruyorum, türlü hayaller kuruyorum... zorda olsa sabahı ediyorum. seni kalıptan kalıba sokup, eline, yüzüne bir şekil vermeye çalışıp seni özlüyorum..
özlemin öyle büyüyor ki içimde… içim içime sığmıyor… zaman zaman bir korku kaplıyor içimi… sana layık olamamaktan korkuyorum. Yalnız yüreğimden hiç bir korkum yok... fazlasıyla seviyor zaten seni, seni yaşatan, vareden de o yürekteki sevgi değil mi sanki ? ondan doğup onda şekillenen sen emin ol babanı ve beni çok seveceksin.… Daha şimdiden büyüdüğünü, okulunu, askerliğini, belki beyazlar içinde gelin oluşunu hayal ediyorum… Gün gelip bir gün senden ayrı kalacağımı düşünmek bile sızlatıyor içimi…
ÖĞRENDİM Kİ
Anne olmak, bir başkası için kaygı duyabilmek, uykusuz kalabilmekmiş. Anne olmak, merakla, sabırla, özlemle beklemeyi öğrenebilmekmiş…
Anne olmak, kendi yaşama sebebini unutup, başkası için yaşayabilmekmiş…
Anne olmak, kendini dünyanın en şanslı varlığı olarak hissedebilmekmiş…
Anne olmak, tüm acılara, tüm ağrılara karşılıksız katlanabilmekmiş…
Hiç tanımadığın, hiç görmediğin birini karşılıksız, katıksız sevebilmekmiş…
Anne olmak başka bir dünyaya doğmakmış…
Teşekkür ederim bebeğim, bana tüm bunları tattırdığın, öğrettiğin, dünyanın en onurlu makamına eriştirdiğin için… SENİ ÇOK SEVİYORUM…